ŞAHSİYET TEKAMÜLÜ

Benlik

Fıtrat: Kur’anda, insanın örneksiz, modelsiz, özgün yaratılışı anlamlarına gelen fıtrat kelimesi benliğin saf ve işlenmemiş halini ifade eder. İnsan benliğini anlamada bize ışık tutan iki Kur’anî kavram daha var. Bnulardan biri “sıbğa” (2/138), diğeri de “hanif” (Hacc: 31) kelimesidir.

Kimlik: Kimlik, ‘Ben’in başkaları tarafından görülen ve adlandırılan yönüdür. Bir kimseyi tanımak isteyenler “Kimdir?” sorusunu sorarlar. Kişinin adı, soyadı, işi, memleketi, dini, tabiiyeti, sosyal statüsü, dünya görüşü, siyasi tercihi kimlik vitrinindeki en belirgin unsurlarıdır.

Kimlik, her insanın özel ve özgün vitrinidir. Bu vitrinde sergilenenler, içeridekilerin birer numunesi olmalıdır. İçeride olmayan malı, müşteri çekmek amacıyla vitrinleyen sahtekar tüccar gibi; içinde olmayan duygu ve düşünceleri de kimlik vitrininde sergileyenlere Kur’an “münafık” adını vermektedir.

Kimlik Vitrininin Unsurları:

1. Bedeni özellikler: İnsanın anatomik/biyolojik yapısı.

2. Zihni özellikler: Öğrenme gücü, tanıma, analiz, sentez, değerlendirme, hafıza, hayal gücü, entellektüel kavrayış.

3. Mizaç/Huy: Öfkeli, sıcakkanlı, hüzünlü, soğukkanlı, içe dönük, dışa dönük mizaçlar.

4. İrade: Harekete geçme yetimizdir. Paradigmalarımızı aşarak, akıntıya karşı yüzme, senaryolarımızı yeniden yazma, duygulara ya da şartlara göre değil, ilkelere bağlı olarak davranma gücünü verir bize. Özgür irade kişiye, doğru bildiğini sosyal baskı nedeniyle değil, moda olduğu için değil, kendi kişisel bütünlüğü için yapabilme yeteneği sağlar. Şahsiyetli insanın en önemli cephanesi irade, en güçlü silahı ise bilinçtir.

5. Özel Yetenekler: Bir kişinin hem kolayca yapabildiği, hem de yaparken büyük zevk aldığı işler, o kişinin özel yeteneklerini oluşturur.

Kimlik Krizi:

Başkalarına gösterilen kimlik ile insanın içindeki dünya(benlik) arasında çatışma varsa, orada bir kimlik krizi var demektir. Kimlik bunalımına sebep olan başlıca hususlar; fıtrata uygun davranmamak, yeterince sosyalleşememek, sarsıcı olaylar ve büyük hastalıklardır. İnsanın kimlik krizinden kurtulabilmesi için hayatını değişmez ilkeler/doğal yasalar üzerine bina etmesi gerekir. Doğal yasaların kaynağı ise, doğanın yasalarının kaynağı ile aynıdır.

Kişilik:

Kişilik kavramının Latince’de ifadesi “personality” dir. Bu kelime, Latince’de önce maske anlamına geliyordu. İslam “şahıs” kavramını yüz, çehre anlamına gelen “vecih” kelimesiyle karşılar. Bu ise, Latince’de dış görünüş anlamındaki “persona” kelimesi ile yakın anlamlıdır. Kur’an’da Allah’ın şahsını ifade etmek için “Vech-ullah” (2/115,272, 13/20, 30/37, 38) kavramı kullanılır. İnsan şahsının ifadesi için de yine “vechullah”daki “vech” kelimesi kullanılır (2/111, 4/125, 22/10, 30/30, 31/21).

Kişilik bir insanı başkalarından ayıran zeka, mizaç, duygu, karakter, beden yapısı ve kendini ifade özelliklerinin bütünün ortak adıdır. “Kim bu adam?” sorusunun cevabı kimliği, “Nasıl bir adam?” sorusunun cevabı ise kişiliği ifade eder. İnsanın öznel yanı “benlik”, nesnel yanı “kimlik’tir. Benlikte kimliğin uyumu ve dengeli bir hale gelmesine “kişilik” diyoruz. Kişiliğin temelleri ergenlik dönemine kadar atılır, gençliğin sonlarında yerleşir, orta yaşlılıkta olgunlaşır.

Kişilik özgün bir yapıdır. Olgun yaşa ulaşmış bir kimsenin bir başka kimseye benzemesi, onun ile aynı olması için uğraşıp didinmesi, kendi kişiliğini özünden tümüyle değiştirmesi için çaba sarfetmesi boşunadır. Çünkü hiç kimse bir başkası olamaz. Taklitçi bir kişi olsa olsa, bir başkasının kötü bir kopyası olabilir. Taklit maymunlar için faziletken, insanlar için rezalettir, alçaklıktır. Allah taklidi değil, tahkiki teşvik eder. Herkes kendisini olduğu gibi kabul etmelidir. Ancak kişiliğini olgunlaştırmak için ömrünün sonuna kadar tekamül sürecini devam ettirmelidir. İnsanın benlik, kimlik ve kişilik sürecindeki tekamül seyrini şöyle örneklendirebiliriz.

Bir tohum toprağa düşer; uygun çevre şartlarında çeşitli aşamalardan sonra büyük, gelişir, yeşerir. Önce bir fide, sonra bir fidan, sonra da yetişkin bir ağaç olur. Ağaç oluşmuş, meydana çıkmış, gelişim tamamlanmıştır, ama her şeyde olduğu gibi tekamül sona ermemiştir. Ağaç bir selüloz, bir hidrokarbon bileşiğidir. Bu ağaçlardan çoğu bir arada bulununca ormanı oluşturur. Belli bir jeolojik evrede, bataklıklardaki ormanlar bataklığa gömülür, yeraltında kalırlar. Çevre şartlarının uygunluğunda, birbiri üstüne yığılmış ağaçlar, bir süreç içerisinde önce turbo, sonra linyit, sonra taşkömürü, sonra da antrasit niteliği kazanırlar. Geçirilen her aşamada ağacın içindeki istenmeyen değersiz maddeler gittikçe azalırken, sabit karbon oranı da gittikçe çoğalır. Antrasit olağanüstü yüksek sıcaklık ve basınç altında yani metamorfizma sonucunda saf karbon olan grafit niteliği kazanır. Bir kurama göre de, saf karbondan oluşan grafit, uygun bir ortam içinde ikinci bir metamorfizmaya uğrarsa, “saf karbon kristali” haline gelir. Bunun adı artık “elmas”tır. Yöntemine uygun olarak kesilir ve bir de parlatılırsa, “pırlanta” elde edilmiş olur.

İnsanlar madenler gibidirler. Madenin cinsi, kişinin benliğini; işlenilmiş hali kimliğini, mücevher olarak kullanılması ise kişiliğini/şahsiyetini gösterir. Kişiliğin oluşmasını, ağacın oluşmasına; kişiliğin tekamülünü de ağacın tekamülüne benzetebiliriz. En değerli madenlerin en zorlu ve uzun bir süreç sonunda ortaya çıkması gibi, en olgun şahsiyetler de en zorlu yaşantılar sonucu ortaya çıkar.

Bu noktada insanlığın en olgun örnek şahsiyetleri olan peygamberlerin niçin en çok sıkıntı çeken insanlar olduklarını daha iyi anlayabiliriz.

Nasıl ki ağacın özü olan hidrokarbon tekamülünü sürdürüp içindeki diğer öğelerden arınıp yontulup parlatılmış saf kristalize karbon olan pırlantaya dönüşebilirse; insanın da tekamülünü sürdürüp içindeki olumsuzluklardan arınıp, kapasitesi oranında olumlu yönde gelişme sağlayabilir.

Saf karbon kristali, ancak özünde karbon olan bir şeyin, uygun şartlar altındaki tekamülü sonucu oluşabilir. Özü bambaşka olan bir şey (örneğin demir) elmasa dönüşemez. Her şey ancak kendi özünde var olan bir şeyi geliştirip ön plan çıkarabilir. Bir kişi de ancak kendi yapısına uygun özellikleri geliştirebilir. Bu noktada insanın kendini tanıyarak olgunlaşma çabasına girmesi gerekir.

Cemaat-Kişilik İlişkisi:

Silis adındaki mineral, tabiatta çok rastlanan bir mineraldir ve genelde istenmeyen, değersiz bir madde olarak kabul edilir. Denizlerde, kumsallarda veya eskiden deniz olan bölgelerde kum tanecikleri olarak da bulunur. Bu silis hem saf, büyük bir kristal halinde ise “kuvars” adını alır. Kuvars, değerli bir süs taşıdır. Şahsiyetli insan ümmete ve insanlığa katkılarıyla yararlı olan bir insandır.

Bu örneklerde maddenin tekamülünün sürüp belli bir sonuca ulaştığını görüyoruz.

Nereye Kadar Şahsiyet Tekamülü?

Tekamülün mutlaka bir sonuca ulaşması gerekmez. Önemli olan, tekamülü sürdürebilmektir. “İnsan kendini yeterli gördüğü zaman azar.” (Alak: 5) Diyelim ki, şartlar elvermediğinden veya zaman yetmediğinden ağaç, sonunda pırlanta olamaz da turbo ya da linyit aşamasında kalır. Bu, o kadar önemli de değildir. Unutmamalıyız ki, tüm ağaçlar tekamülü sürdürüp sonuçta bir pırlanta olsalardı, ısınmak için kömür bulamazdık. Tüm alüminalar saflaşıp metamorfizma geçirip yakut haline gelseydi, yüzde olarak içinde en çok alümina ve silis bulunduran ve insan için yakuttan çok daha hayati önem taşıyan “toprak” oluşamazdı.

Benim kişiliğimin ana yapısı çoktan oluştu, ana yapı artık değişmez. Ancak ben, beni bilmeye, o yapıyı tanımaya çalışırsam, bilip tanıdıkça da o yapıyla barışık ve uyumlu olursam, kişiliği o haliyle kabullenirsem; işte o aşamada sonra kişiliğimi, içindeki pisliklerden, olumsuzluklardan, çirkinliklerden, kötülük ve yanlışlıklardan arındırmaya çalışır, iyiliklerin yüzdelerini artırır, dış şeklini güzelleştirir, onu yapabildiğimce olgunlaştırıp hizmete sunabilirim.

Sağlıklı, güçlü ve dengeli bir kişilik gerekenler:

1. Kendini Tanımak: Kendi gözüyle kendine bakmak, başkalarının gözüyle kendine bakmak, kulluk açısından kendini değerlendirmek kendini tanımanın gereklerindendir.

Kendini iyi tanıyan kişi, kendi gerçekleriyle, beklenti ve amaçları arasında doğru beklentiler kurup, güçlerini, yetenek ve imkanlarını iyi kullanmayı başarabilir. Bulunduğu durumla bulunmak istediği durum arasında doğru ve gerçekçi değerlendirmeler yaparak, erişilmesi imkansız hayallerin peşinden koşup yeni sürtüşme ve çatışmalara düşmez. Her insanda gizli kalmış, ortaya çıkmamış, gelişmemiş bir takım güçler ve yetenekler vardır. Kendini tanıyan insan bu güçlerini de keşfeder, geliştirir ve değerlendirir. Kısacası insan, özeleştiri yapabilirse, kendini özdenetimden geçirebilirse ve kendini gerçekçi bir şekilde değerlendirebilirse, kendi varlığından kaynaklanan özellikler kazanarak kişiliğini olumlu yönde güçlendirebilir.

2. Gerçekçi Yaklaşım: Güdülerin duyurulmasında, beklenti ve amaçların tespitinde ortaya çıkan engellerin aşılabilmesi için gerçekçi yaklaşım gerekir. Bütün tutum ve davranışların taslağı düşüncelere çizilir. İyi ve doğru davranabilmek, her şeyden önce iyi düşünebilmek, insanın kendi kişiliğini ve yaşadığı çevrenin şartlarını gerçekçi biçimde değerlendirmesine bağlıdır. Başka bir deyişle, iyi ve doğru düşünen insanın iç dünyası ile dış dünyası arasında gerçekçi, sağlam ve gerekli bağlantılar vardır.

Bu tür bağlantı, insan gelişme ve sürtüşmelerden kurtarır. Gerçekçi düşünen insan, engeller karşısında durumu bütün ayrıntılarıyla inceleyip değerlendirebilir. Aşılması mümkün engeller karşısında ise yeni değerlendirmeler yapar. Ya engeli aşmak için yeni yollar bulur ya da kendi gücüyle aşamayacağını anlayıp gerçeği kabul eder. Gerçekçi düşünmenin alışkanlık durumuna gelmesi, kişiyi yersiz kaygı ve kızgınlıklardan kurtarır. Bu tür düşünce alışkanlığı ile insan, geçmiş yaşantılarının deneyim ve birikimlerini değerlendirip geleceğe ilişkin geçerli ve doğru kararlar alabilir. Geçmişte yapılan hatalardan, karşılaşılan engellerden, hayal kırıklıkları ve bunalımlardan yararlanıp gelecek için sağlam dayanaklar bulur.

İnsanın iç ve dış dünyasında sürekli olarak iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış zıtlıkları vardır. Gerçekçi düşünen insan bu durumu olduğu gibi kabul eder. Karşıt ve çelişik durumlardan yararlanıp yeni bileşimler yapar; sentezlere ulaşır. Kötülükleri görerek iyiyi, çirkinliklerden kaçarak güzeli, yanılgıları azaltarak doğruyu bulur.

3. İletişim (Duygu ve Düşünce Alışverişi): Kaygı ve kızgınlıktan kurtulmak isteyen insan, her yaşta ve çağda içinde yaşadığı çevrede sevgi, saygı, güven ve özveriye dayanan ilişkiler kurup sürdürmelidir. İnsan sosyal bir varlıktır. İnsanın yalnız kalması veya yanlış anlaşılması, onun kendisini yeterince ifade edememesinden kaynaklanır.

4. Tolerans (Hoşgörü): Tolerans, kişilikten ödün/taviz vermek değildir. Tam tersine, kişiliği örselenmekten kurtarmak, gereksiz kaygı, kızgınlık ve öfkeden korumak için alınan tedbirdir.

5. Çalışmak ve Yoğun Uğraşlar: İnsanın toplumda bir yeri ve rolü olmalıdır, sorumluluk yüklenmelidir. Çalışmanın, işin, uğraşının niteliği ve niceliği ne olursa olsun ilgi ve istekle yapıldıkça insana dirlik ve düzen kazandırır. Bedensel ve zihinsel çalışmalar, yan uğraşlar, kaygıdan, kızgınlıktan ve korkudan kurtulmanın en sağlıklı yollarından biridir. İnsana bir amaç, umut ve beklenti kazandırır. Kişiliği olgunlaştırır.

6. Amacı Olmak: “Yaşamak için bir nedeni olan, hemen her nasılı başarabilir.” Bireyin işi, eşi, çocukları, arkadaşları ve onu hayata bağlayan önemli varlıklardır. Hepsinden de öte varlık sebebini iyi bilmek, yüce bir amaç için çalışmak kişiliğin olgunlaşmasına yardımcı olur. Önemli olan amaca ulaşmak değil, bir amaca sahip olmak, bu amaca ulaşmak için çalışmak ve uğraşmaktır.

7. Yaşama Sevinci: İstek ve ilgiyle yapılan bir iş, bir uğraş insanın günlük hayatına anlam kazandırır. Bunlar günlük hayatın dengeli, düzenli geçmesini sağlar. İnsan bu yolla kaygı, kızgınlık ve kuşkunun yerine, daha olumlu duygu ve düşünceleri yerleştirebilir. İnsanın tabiata ibretle bakması, insanlara sevgi ile bakması, kişiye yaşama sevinci ve gücü verir.

8. Sevgi ve İçtenlik: Sevginin derinliği çou kez kişinin kendisini başkasıyla paylaşma isteğinin derecesi ile ölçülür. Önce iki ayrı kişi, iki ayrı “ben” vardır. Bu iki “ben” aralarında paylaşılmış bir alanı oluşturabilirlerse ortaya “biz” çıkar. İşte “içtenlik” bu alanda gelişir. Sevgi ve içtenlik pek çok aşamadan sonra oluşur, olgunlaşır. Sevgi duygusu, sevgi eyleminden sonra ortaya çıkar. Sevgi ve içtenlikle sömürüye yer yoktur. Sevgi, “sahip olmak” anlayışını değil, “olmak” anlayışını gerekli kılar.

9. İrade, Bilinç Vicdan, Hayal Gücü: Bilinç, önemli olanla önemli olanın belirleyicisidir. İrade, eylemin belirleyicisidir. Vicdan, doğru olanla yanlış olanın belirleyicilerindendir. Hayal gücü ise empatinin kaynağıdır.

Şahsiyetli kişi, bilincini kullanarak önemli işlere öncelik verir, vahiyle terbiye edimiş bir vicdanın sesine kulak verir; kınayıcının kınamasını önemsemez, hayal gücünü kullanarak karşısındaki insanla empati kurar, kendisini onun yerine koyar.

10. Acı Duymak: Kişi, acı duymayı, hayatın kaçınılmaz gerçeklerinden biri olarak kabul etmeli ve bunu değişiklik için gerekli bir dürtü olarak görebilmelidir. Bireyin mutsuzluğuna neden olan, başka insanlar değildir. Duyulan acıdan kişinin kendisi sorumludur. Asıl önemli olan, acıyı benimseyip onu geçirmek, zaman içinde gittikçe azaltmak için yapıcı davranışlarda bulunmaktır. Büyük değişimlerin kaynağı, acı çekmede yatar. Kişi, acı veren olayların her zaman olabileceğini kabul etmeli, ona göre hazırlıklı olmalıdır.

11. Hesap Bilinci: Yapılan ve yapılması gerekirken yapılmayan bütün davranışların hesabını vermek düşüncesiyle yaşayan kişiler daha mutedil olurlar. Günde kırk defa Din (Hesap) Günü’nün Sahibi olan Allah’a hesap bilinciyle divan duran bir mü’min, tüm davranışlarında bu bilinçle hareket eder.

Şahsiyetli insan

Şahsiet, insanın kime ve neye olursa olsun, körü körüne itaati reddettiği ve aklıyla ruhunun üstün değerini kabul ettiği yerde başlar. Her insan aynı ilahi eserin tek, benzersiz ve orijinal nüshasıdır. İnsanlık âlemi, her sayfası biri diğerine benzemeyen; fakat birbirlerini tamamlayan büyük bir kitap gibidir.

Şahsiyetli insan, kendi kafasıyla düşünüp kendi kalbiyle duyan; konuşup susacağı yeri, oturup kalkacağı yeri bilen; kimsenin gölgesi olmayan, kimseye de gölgelik etmeyen, sınırlarını koruyan; beden, zihin ve kalbi arasında denge kurabilen kişidir. İnsanları madenlere benzetmiştik. Her insanın kendine has özellikleri, madenler arasındaki yapısal farklılıklara benzetilebilir. Maden doğru işlenirse, olgun şahsiyetler ortaya çıkarılır.

Amacımız, insani benliğimizi İslamî kişiliğe dönüştürmek ve iman amel bütünlüğü sağlayarak beşerilikten insanlığa, insanlıktan müslümanlığa, müslümanlıktan müminliğe, müminlikten muhsinliğe doğru yol alarak insan-ı kamil olmak için çaba sarfetmektir.

Şahsiyetli İnsanın Temel Özellikleri

1. Hakkaniyet: Eşitlik ve adalet anlayışına göre dengeli hareket etmektir.

2. Kişisel Bütünlük: Kişinin kendisini ve başkalarını aldatmadan inandığı değer ve ilkeler çerçevesinde yaşamasıdır.

3. Tutarlılık: Duygu ve düşünceleri davranışa aktarırken her yerde ve her zamanda süreklilik ve istikrarlılık gösterilmesidir.

4. Dürüstlük: İlk üç ilkeyi hayatında içselleştiren kişinin özelliğidir. Dürüstlük, güvenin de temelidir.

5. Onur Eşitliği: Her insan, saygınlık bakımından eşittir.

6. Hizmet: Şahsiyetli insan, gücünü insanların hizmetine sunan, hizmeti kendisine şiar edinen kişidir. Bir şahsiyet abidesi olan Hz. Muhammed “Sizin en hayırlınız, insanlara faydalı olanınızdır.”

7. Gelişim: Bu ilke, biyolojik ve psikolojik süreçlerin göz önünde bulundurulmasını gerektirir. Şahsiyetli insan, kendini geliştirmeyi hayat boyu devam ettiren bir kişidir.

8. Potansiyel: Her insanın bir potansiyeli vardır ve kişi çalışarak bu potansiyele ulaşmalıdır. İnsan yaptıklarının toplamı değil, bunun yanında yapabileceklerinin toplamıdır.

9. Denge: Şahsiyetli insan; duygu, düşünce ve davranış dengesini kafa, kalp ve bedende kuran insandır.

10. Girişimcilik: Şahsiyetli insan, kendi hayatının sorumluluğunu üstlenerek gücü oranında çalışmayı prensip edinmiştir.

11. Dayanışma: Şahsiyetli insanın hayatında, hayatın her öğesi anlamını diğer öğelerle kurmuş olduğu ilişkiden alır.

UZM. ŞÜKRÜ ÜNALAN

En başa dön