Yüksek miktarlardaki uyuşturucu yakalaması bize ne anlatır?

Literatürde az çalışılan konulardan birisi de uyuşturucu yakalaması esnasında ele geçirilen miktar ile güvenlik güçlerinin başarısı arasındaki ilişkidir. Aynı havalimanında farklı yıllarda toplam yakalama oranları arasındaki farklılıklar nasıl bize maddenin arzı, kolluğun başarısı hakkında bir bilgi veriyorsa,  her yakalama esnasında ele geçirilen miktarlar da bize farklı bir bilgi vermektedir. Mesela valizlerde yakalanan miktar normalde 1 kilonun altındaysa ancak 6 aydan sonra 1-2 kiloluk yakalamalar başlamışsa bur da değişen bir trend vardır. Bu yazımda bu değişmenin ne anlama geldiğini irdeleyeceğim.

Miktarı riskler belirler

Gelişmiş ülkelerde maddelerin fiyatları çok yüksek olduğu için kaçakçılar yüksek miktarlarda kaçakçılığı zaten yapamıyorlar. Mesela bütün AB ülkelerindeki toplam eroin yakalaması bizim ülkemizdeki yakalama oranlarıyla neredeyse aynıdır. Hatta bazı yıllarda Türkiye’deki yakalamaların yarısını yapabiliyorlar.

Ancak bizim gibi transit olan ülkelerde bu maddeler bir şekilde topraklarımızdan geçip gitmektedir. Kaçakçılar güvenlik güçlerinin başarı çıtasına göre farklı riskler almaktadır. Bu aldıkları riskin ekonomik değeri Avrupa’daki benzerlerinden farklıdır. Mesela İngiltere’de bir kilo eroin 32 bin avro civarındadır ve 20 kilo yakalatmak çok büyük bir kayıptır. Ancak eroinin doğu illerimizde kilosu 4-5 bin avrodur ve İstanbul’a gelince bu oran 8-10 bin avroya kadar çıkar. Kısaca kaçakçıların risk aldıkları bölgeye göre kazanç ve kayıpları çok farklıdır. Bu nedenle Avrupa’da içinde kaçakçılık çok küçük miktarlarda yapılmaktadır.

Geçmişten günümüze Türkiye

Ülkemizde 2005 öncesindeki yakalamalar sıklıkla büyük miktarlarda olurdu. Mesela Örfi Çetinkaya’nın neredeyse 15 tona yakın afyon ve eroini toplamda 4-5 operasyonda ele geçirilmişti. Haberlerden takip ettiğimiz görüntüleri hatırlarsanız güvenlik güçleri masaların üzerilerine yakaladıkları yüzlerce kilo eroini teşhir ederlerdi. Ancak güvenlik güçleri operasyonel başarılarını arttırdıkça kaçakçılar büyük miktarlarda kaçakçılık yapmaktan vazgeçtiler. Bu miktarlar önce yarım tonlara, yüz kilolara ve sonra 20-50 kilo bandına kadar indi. 

Mesela 2011 yılında İstanbul’da yakalanan Vahdettin Daş’ın 15’den fazla Farrari gibi lüks araçlarına el konulmuştu. Milyon dolarlık servete sahip olan Daş büyük miktarlarda kaçakçılık yapan biri değildi. Kurduğu küçük bir ekiple doğudan İstanbul’a 20-30 kiloluk paketlerle eroini getiriyor ve yurt dışına kaçıran Arnavut bir müşterisine satıyordu. Küçük miktarlardaki düzenli kaçakçılıktan inanılmaz bir servet elde etmişti. Bu kişi o dönemde baron diye anılıyordu. 

Uyuşturucu yakalaması ve alan hakimiyeti ilişkisi

Yakalama istatistiklerine bakınca belki yine toplamda çok fazla uyuşturucu yakalanıyor ancak bu işin kaçakçılara bakan boyutu ise bambaşkadır. Önceden pazara hakim üç-beş kişi herşeyi kontrol ederken artan riskten ve yakalamalardan dolayı çok fazla aktör kaçakçılık faaliyetinin içerisine giriyor. Çok fazla kaçakçının olduğu pazarda ise birinin hakimiyet kurması oldukça zordur. Sürekli yakalananın olduğu bir ortamda insanlar birbirlerine daha az itimat eder ve para kazanmak için kısa süreli ortaklık yapar. Bu ortaklık kültürü ise şiddet kültürünü engellemektedir. Mücadele edecekleri güvenlik güçleri varken birbirleriyle fazla uğraşmazlar. 

Eğer pazardaki aktör sayısı azalırsa, belirli bir zaman sonra bu pazara hakim olmak için aralarında şiddetli çatışmalar kaçınılmaz hale gelebilir. Çünkü çok fazla güce sahip kişiler her zaman yeterli silahlı gücü elde edebiliyorlar veya kendilerine koruma sağlayacak devlet görevlileri ayarlayabiliyor. Bunun en somut örneklerinden birini Meksika’da görmekteyiz. Amerikanın ihtiyacı olan esrar, eroin, kokain ve metamfetamin gibi pazarlarda ana tedarikçi olan Meksikalı gruplar önceleri sayıca fazlaydılar ancak zamanla bu grup sayısı üçe kadar düştü hatta şu an etkili iki grup alanda hakimiyet sağlamış vaziyetteler. Bu örgütler sadece bibirleriyle değil, devletle çatışacak kadar güçlendiler. 2006 yılından 2012 yılına kadar 60 binden fazla insan bu örgütlerin hedefi oldu ve öldü. Benzer bir örnek de ülkemizden vermek gerekirse; 2004 yılında Örfi Çetinkaya, eski ortağı Cemal Nayır’ı lüks arabasında kaleşnikof ile taratmış, Cemal Nayır yaralanarak bu saldırıdan zor kurtulmuştu. Geçmiş dönemde bu tür hesaplaşmalar ve alan hakimiyeti şiddetle sağlama eğilimlerini ülkemizde de görüyorduk.

Sonuç

Sonuç olarak medyada ne zaman 300-500 kiloluk yakalamalar görsem aklıma hemen bu soru gelir: acaba kaçakçılar yakalanma risklerini düşük mü görüyorlar? Kaçakçılar sorunsuzca sürekli 20-30 kilo kaçırmaya devam ediyorlarsa ve başlarına bir şey gelmiyorsa zaman içerisinde taşıdıkları miktarları yükseltiyorlar. Ara sıra yakalanan mal ise bir iş kazası olarak değerlendirilir. Ticaretleri sekteye uğramadıktan sonra bu zararı telafi etmesi kolaydır. 

Bu konudaki tespitlerim sadece tecrübelerime ve gözlemlerime dayanıyor. Şimdilik konuyu bilimsel olarak analiz etmek için elimde yeterli veri yok ancak çalışılacak güzel bir başlık olarak ajandam da duruyor. 

En başa dön